Öğreterek Müdahale Etmek Mi, Yoksa Merak Ederek Deneyimletmek Mi? - Ye Oyna Uyu

Öğreterek Müdahale Etmek Mi, Yoksa Merak Ederek Deneyimletmek Mi?

“Ne oynamalıyım?” “Hangi etkinliği yapayım?” “Okulda nasıl başarılı olacak?”… İşte o soruların cevabı...

 

Dünyada Bebek Olma Üzerine Bir Deneyim: Huzursuzluk Anının Dinginleşerek Öğrenmeye Dönüşmesi

 

Beni izleyen gözler var. Sanki hiç düşmeyecekmişim gibi tutan gözler. MERAK ile  bakan gözler. Işığını içime tutan ve aydınlatan…

 

Bazen sınırları olmayan bir fırtına esiyor her yerde. Bu fırtına ile kopup merkezden uzaklara savruluyorum. Kayboluyorum…

 

Ama ne zaman ki onun yüzünü görüyorum, ne zaman ki o gözler yaşadığım fırtınaya bakıyor, bakıyor, ama merak ile bakıyor, yüzeyde değil, derine iniyor…Ve böylece fark ediyor…Fırtınamı görüyor… Fırtınanın sınırlarını onun yüzünde seçebiliyorum. O fırtınaya birden dalıyor. Fırtınanın içinde önce huzursuz olsa da sonra dinginleşen bakışlarıyla beni tutuyor…Dinginleşmese o bakışlar birlikte savrulacağız ama o dinginleşiyor ve beni sarıyor. İçinde savrulduğum rüzgarları birlikte dindiriyoruz. Onun bakışlarına tutunarak iniyorum dünyaya, toprağa basıyorum ayaklarımı. Artık kayıp bir rüzgarda uçmuyorum, kopup savrulmuyorum. Çok daha sakin ve burada ve bu andayım artık…

 

Sonra o gözler bu defa yaşamla dolu bir merak ile bakıyor. Bu kadar ilginç mi gördükleri? Çekim gücü çok yüksek bakışlar…Hissettiğim bir çekim olduğuna göre, ve ancak bir öteki olduğunda çekilebileceğime göre, benim de yönelebileceğim bir öteki var o halde…Ben de o bilinmezi keşfetmek istiyorum. Birbirimizi keşfettikçe özleminde olduğum o “bir” gibi oluyoruz sanki. Bir olmaya, bütün olmaya duyduğum o müthiş özlem, o hasret diniyor biraz olsun…O zaman tamam oluyorum…O birliğin içinde güvenle bakışımı bir olmayan diğer her şeye, dışarıya, bizim dışımızda kalan her şeye çevirebiliyorum. İçime dolan o yaşamın enerjisinde bir merakla…Ve geri kalan her şey ile bir olma arzusu ile…

 

(Bu bölüm, bir bebek için annesinin onu merak ederek gören gözlerinin ne anlama geldiği, zor bir anda bu bakışların onu nasıl sakinleştirdiği, dünyaya geldiğinde yapışık bir ilişki içinde iken anneyi tanımaya nasıl başladığı, ve anne ile ilişkisi içinde kendini güvende hissederek nasıl merak etmeye ve öğrenmeye başladığı üzerine yazılmıştır.)

 

Merak…

 

Merak… Ancak ve ancak bütünden ayrıldığımızda, bir diğeri, öteki olduğunda ortaya çıkan dünyevi bir hal. Bütünken, tam iken, ben her şey, her şey ben iken merak edecek hiçbir şey yok iken… Zaman, şekil ve mekan oluştuğunda (anne rahmine düştüğümüzde), ve bu giderek belirginleştiğinde (doğum öncesi, doğum ve doğum sonrasındaki aylarda), yavaş yavaş bütün olmaktan ayrıldığımızda, öteki (anne) oluşmaya başlıyor. Ancak, rahme düşüş ve sonrasında doğumla gelen fiziksel ayrılıklarımızın kaygı, korku ve acısını ruhsal boyutta kabul edebilene kadar öteki ile ruhsal yapışıklığımıza devam ediyoruz. Bu ayrılığı kabul etmek çok zor.  O zamana kadar iç-dış, ben-sen, burası ve orası yok. Bütünde, fiziksel yapışıklıkta kalmanın özlemi çok fazla. Fiziksel ayrılıkla gelen bütünde olma özlemi ancak ilişki içinde bütün olabildikçe onarılıyor, ancak bu ilişki içinde ruhsal olarak bir olabildikçe ayrılık kabul edilebilir hale geliyor.

 

İlişki içinde bütün olabilmek için ise ötekinin (annenin) merakı gerekiyor. Ötekinin merakı bize “ben” i deneyimletiyor, “ben” in deneyimlediklerini anlamlandırıyor.  Ve ötekinin yaşam enerjisi ile dolu bakışına tutunmak ve o bakış ile bütün hissedebilmek sayesinde, o bakışın orada olacağına duyduğumuz güven ile bakışımızı dış dünyaya çevirebiliyoruz. Kendimizi güvende hissettikçe aynı yaşam dolu merak ile bakabiliyoruz. Böylece dış dünyadaki bilinmezi bilinene çevirerek, o bütün olma arzusunu tamamlama güdüsü içinde ilerleyebiliyoruz. Yani, önce anne ile ilişkide bütün hissetmeye başlıyoruz, ve bu ilişkide bütün hissettikçe ilgimizi dış dünyaya çevirip geri kalan ile bütünleşmek için öğrenmeye başlıyoruz.  Çünkü ancak bilinmez olan, öteki olmaktan çıktığında, bilindiğinde ve kendimize kattığımızda daha bütün hissedebiliyoruz… Öğrendiğimiz herşeyi oluşmakta olan “ben” e katarak daha fazla ve daha fazla yürümek istiyoruz bu hayat yolunda…

 

Ancak ya o limandan ayrılmak güvenli değil ise? O zaman bakışımızı oradan dışarıya çevirebilir miyiz? Ya da liman güvenli değil ise? Bakış limansız bir şekilde, bir olamamış o şekilde, aslolana en yakın o bir olmayı kopukluk içinde boş bir arayış ile oradan oraya savrularak deneyimleyebilir mi?

 

İşte bu çok zor. Limandan ayrılmak güvenli değil ise, bakışımızı anneden ayırıp başka yere çevirebilmemiz çok zor. Bu kaygıyı sürdürdüğümüz sürece enerjimizin çoğu anneyi yakında tutmaya yönelecek. Çevreye merak için ise az bir kısmı ayrılmış olacak. Ya da limanın kendisi güvenli değil ise, o zaman dönecek bir liman olmayacak. İçimizde asla dolmayacak bir boşlukla, hayat yolunda boşuna kendimizi tamamlamak için yol almaya çalışacağız. Öğrendiklerimiz asla o boşluğu dolduramayacak.

 

“Ne oynamalıyım?” “Hangi etkinliği yapayım?” “Okulda nasıl başarılı olacak?”… İşte sorduğumuz tüm o basit soruların cevabı işte bu yüzden bu ilişkide gizli…Anne ile, ebeveyn ile ilişki, öğrenmenin temeli. Öğrenmenin kalitesinin, hayatındaki yerinin temeli. Cevaplar ona ne öğrettiğinizde değil, ona nasıl bir ilişki içinde öğrenme fırsatı sunduğunuzda…Cevaplar ona müdahale ederek “öğretmek”de değil, merak edilmek ile başlayacağı ve ilişki içinde içselleştireceği merak etme deneyiminde…

 

O zaman, tam da şimdi, ona gerçek bir merak ile bakalım mı?

 

 

Sinem ÖZEN CANBOLAT

Uzm. Gelişim Psikoloğu